Learning Turkish from scratch!
Reading text 2

Kaybolan çocuk – The Lost Child

Otelde dört tane sevimli kedi yavrusu vardı. Gün boyunca analarının peşinde dolaşır dururlardı. Onlar ortaya çıkınca, konuk çocuklar denizi, kumu, oyunu, eğlenceyi bırakıp yanlarına koşarlardı. Emir, Gürol, Sancar ve Emre, öteki çocuklardan büyüktüler. Her gün el çabukluğunu yaparak, yavruları kapıp otelin çocuk odasına götürdülerdi. Orada kedicikleri sevip okşar, türlü oyunlar çıkararak gülüp eğlenirlerdi.
Küçük çocuklar:
- Onları hep siz mi okşayacaksınız? Biraz da bize verin, diyerek homurdanıp, çıkışıyorlardı ama, büyük çocuklar onların sözlerine aldırmıyorlardı. Bu yüzden, oteldeki çocukların arasında, tatsız bir çekişme sürüp gidiyordu.
Serdar dört yaşında, sevimli bir çocuktu. Kedi yavrularını o da çok seviyordu. Onları kucağına alıp okşayabilmek için, ikide bir büyük çocukların ayaklarına dolanıyor:
- N’olursunuz, yavrulardan birini bir kerecik de benim kucağıma verin, diye yalvarıyordu. Çocuklar, onun sözlerine gülüp geçiyorlardı.
Bir gün, akşam yemeği sırasında tüm çocuklar, birer birer yemek salonuna geçtiler. Kedileri oraya götürmek yasaktı. Bu nedenle dört yavru, anneleriyle birlikte, çocuk odasında kaldılar. Serdar çorbasını bitirince, babasından, tuvalete gideceğim diyerek izin istedi.
Annesi:
- İkinci yemek neredeyse gelir. Çabuk dön. İşin bitince ellerini yıkamayı unutma, dedi.
Serdar koşarak yemek salonundan çıktı. Doğruca çocuk odasına gitti.
Anne kedi, boylu boyunca yere uzanmış, yavrularını emziriyordu. Serdar hemen sevinçle atılıp yavrulardan birini eline aldı. Başını çenesinin altına koyup, tüylerini okşamaya başladı. Yavru okşanmaya alışıktı. Mırıl mırıl sesler çıkararak, nemli burnunu Serdar’ ın boynuna sürtüyordu... Serdar sevinçten uçuyordu. Birden koridorda ayak sesleri belirdi.
Serdar:
- Eyvah, büyük çocuklar geliyor! Yavru kediyi elimden alacaklar, dedi.
Bir an durup düşündü. Sonra yavruyla birlikte kaçıp bir yerlere saklanmaya karar verdi. Ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu.
Anne:
- Serdar nerede kaldı acaba? Yemeği buz gibi oldu, diyerek kuşkuyla babanın yüzüne baktı.
Baba:
- Tuvalette musluklarla oynuyordur. İnşallah üstünü başını ıslatıp gelmez. Meyvemi bitirince gidip bakarım, dedi.
Anne sabırsızlanıyordu:
- Ben gideyim, diyerek ayağa kalktı.
Baba:
- Olmaz, dedi. Bilirsin ya, o «Ben erkeğim.» diye böbürlenerek, erkekler tuvaletine girer. Onu ancak ben arayabilirim.
Anne bunun üzerine gülümseyerek yerine oturdu.
Baba, Serdar’ ı tuvalette bulamayınca, çocuk odasına baktı. Orada kimse yoktu. Koşup anneye haber verdi. Oyun ve içki salonları arandı. Odalara bakıldı.
Haber ağızdan ağıza yayıldı. Öteki konuklarla birlikte, otel yöneticileri de aramaya katıldılar.
Garaj, bahçe ve deniz kıyısı, adım adım tarandı. Serdar’ ın annesi, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Babası üzüntüden ne yapacağını şaşırmıştı. Oradan oraya koşarak, «Serdar, Serdar!» diye bağırıp duruyordu. Daha sonra polisler geldi otele. Denize araştırma sandalları çıkarıldı. «Yok... Yok... Yok...» diyordu herkes.
Böylece iki saat geçti. Konukların bir bölüğü, bekleme salonunda, Serdar’ ın annesinin çevresine toplanmış, onu avutmaya çalışıyorlardı. Bu sırada anne kediyle yavruları, salonun bir köşesine yayılmış, birbirleriyle oynaşıyorlardı. İmre dalgın dalgın onlara bakıyordu. Birden:
- Yavrulardan biri eksik diye yerinden fırladı.
Öteki çocuklar merakla İmre’nin çevresinde toplandılar.
Soner:
- Gerçekten öyle, dedi. Tekir yavru yok.
İmre:
- Gelin, dedi. Çocuk odasına gidelim. Biz yemeğe giderken, dördü de oradaydı. Çocuklar İmre’nin peşine takılıp salondan çıktılar... Tekir yavru, çocuk odasında yoktu.
İmre:
- O benim kedimdi. Otel müdüründen izin almıştım. Tatil dönüşü evimize götürecektim Tekir’i... diye sızlanmaya başladı.
Gürol:
- Allah Allah, çok garip doğrusu! Bu akşam hem Serdar kayboldu, hem de yavru Tekir, diye söylenirken, İmre yere yatmış, koltukların ve kitaplığın altında araştırma yapıyordu. Sıra divanın altına gelince, şaşkınlıkla donakaldı. Sonra olanca gücüyle bağırmaya başladı:
- Buradalar... İkisi de burada, divanın altında uyuyorlar!..
Serdar’ ın annesiyle babası haberi duyar duymaz, soluk soluğa çocuk odasına koştular. Serdar, yavru Tekir’i göğsüne bastırmış, uykulu gözlerle, ürkek ürkek çevresindekilere bakıyordu.

Vocabulary for the text

(haber) ağızdan ağıza yayılmak - (news) to spread from mouth to mouth / by word of mouth
avutmak - 1) to amuse, to distract; 2) to console, to comfort
adım adım taranmak - to be combed / searched step by step
akşam yemeği sırasında, ders sırasında - during (what?) dinner, the lesson
aldırmamak - (+ dative) to ignore, to pay no attention, to turn a deaf ear
alışık - used to, accustomed
analarının peşinde dolaşır - they walked / ran after their mother cat
araştırma - search, investigation, exploration
bastırmak - to press
belirmek - to appear, to emerge
boylu boyunca - at full length
böbürlenmek - to boast, to brag
buz - ice
çalışmak - to try (to do something), to work
çekişme - quarrel, conflict, dispute
çene - chin
çıkışmak - (+ dative) to scold, to reprimand
dalgın - absent-minded, thoughtful, pensive
dolanmak — to wander around, to circle, to wrap around
el çabukluğu - sleight of hand, quickness, agility
emzirmek - to breastfeed, to nurse
garip - strange, weird
gün boyunca - throughout the day, during the day
homurdanmak - to grumble constantly, to mutter
ıslatmak - to wet, to soak
kaçmak - to run away, to escape
kapmak - to snatch, to grab
karar vermek - (+ dative) to decide
katılmak - to join (something), to participate
kaybolmak - to get lost, to disappear
kucak (~ına almak) - embrace, lap (to take in one’s arms/lap)
kuşku - doubt, worry, suspicion
musluk - faucet, tap
nemli - wet, damp, moist
okşamak - to pet, to stroke
saklanmak - to hide
sandal - boat, rowboat
sevimli - cute, lovely
sızlanmak - to complain, to whine
soluk soluğa - out of breath, panting
sürtmek - to rub
şaşırmak - to be surprised, to be confused
tane - piece, item
toplanmak - to gather, to assemble
türlü - various, kinds of
ürkek ürkek - timidly, fearfully
yalvarmak - to beg, to plead
yasak - forbidden, prohibited
yavrum! - my child! / baby!
yavru - cub, baby animal (kitten in this context)
yer - floor, ground, place
yönetici - manager, administrator

Questions on the text

  1. Otelde kaç tane kedi yavrusu vardı?
  2. Çocuklar nasıl eğlenirlerdi?
  3. Niçin oteldeki çocukların arasında bir çekişme vardı (olmuştu)?
  4. Serdar büyük çocuklardan ne istedi?
  5. Neden dört kedi hep çocuk odasında kalıyorlardı?
  6. Akşam yemeği sırasında Serdar babasından ne izni istedi?
  7. Serdar nereye gitti?
  8. Serdar koridorda ayak sesleri duyunca ne yapmaya karar verdi?
  9. Otelde ağızdan ağıza nasıl bir haber yayıldı?
  10. Serdar’ın babası ve otel yöneticileri Serdar’ı nerede arıyorlardı?
  11. Kim yavrulardan birinin eksik olduğunu fark etti?