Learning Turkish from scratch!
Reading text 4

Sıcak ekmek – Hot bread

Gürsulu Kasabasında «Kendinden Yana Halime» adında bir kadın yaşardı. Halime Kadın gerçekten çok bencildi. Her konuda yalnız kendi çıkarlarını gözetirdi. Kasabada şenlik, düğün, ölüm, doğum gibi olaylar olunca, evinden çıkmazdı. Hiç kimsenin acısını ve sevincini paylaşmak istemezdi. Kendinden ve tek oğlundan başka hiç kimseyi sevmezdi. Çevresindekiler de onu sevmiyorlardı.
Oğlu Ahmet aslında iyi yürekli, sevecen bir çocuktu. Ama anası, onun insanları sevmesine izin vermiyordu. Öğütleriyle oğlunun sevme, acıma, yardımlaşma duygularını sürekli baltalıyordu.
Halime Kadın’ın en değerli varlığı oğluydu. Ona toz kondurmazdı. Okulda ya da sokakta Ahmet’e sataşmaya kalkışanlara, elinde odunla saldırırdı. Bu nedenle oğlancığın tek bir arkadaşı yoktu. Babası, Ahmet küçükken ölmüştü. Anası ona, hem babalık, hem analık, hem de arkadaşlık ediyordu.
Böylece yıllar geçti. Ahmet askere çağrıldı. İşte o zaman Halime Kadın’ın dünyası karardı. Ahmet askere gittikten sonra, iyice içine kapandı. Ona acıyarak hatırını sormaya kalkışanları bile karşısından kovuyordu.
Evinin işi bitince pencerenin önüne oturuyordu. Gözlerini yola dikip oğlunu düşünmeye koyuluyordu.
Ahmet sık sık mektup yazıyordu. Son mektubunda: «Askerlikte altı ayı doldurunca, bir-kaç günlüğüne izin verecekler, seni görmeye geleceğim.» diyordu. Halime Kadın artık gece gündüz oğlunu bekler oldu.
Salı günleri kasabada pazar kurulurdu. Pazar günleri, bazı yoksul köylüler, kasabaya dilenmeye gelirlerdi. Halime Kadın yaşamı süresince hiç kimseye yardımda bulunmamıştı. Ayrıca dilencileri hiç sevmezdi.
Bir salı, Halime Kadın pazardan dönüyordu, kapısının önünde yaşlı bir dilenciye rastladı. Yoksul köylü içinin kazındığını, dizlerinin titrediğini söyleyerek biraz yiyecek istedi. Sözlerini, «Tanrı sevdiğine kavuştursun.» duasıyla bitirdi.
Dilencinin duası, Halime Kadın’ın yüreğini yumuşatmış olacak ki, adamı kovmadı. İçeri girip birkaç dilim kuru ekmekle ceviz kadar peynir getirdi. Dilenci, onları oracıkta oturup yedi. Sonra da dua ederek çekip gitti.
Halime Kadın’ın sabırsızlığı giderek artıyordu. Artık geceleri de gözüne uyku girmez oldu. Sürekli olarak pencerenin önünde oturuyor, özlemle oğlunun yolunu gözlüyordu. Her gün, «Dün gelmedi, ama bugün kesinlikle gelir.» diye avutuyordu kendini.
Aradan bir hafta geçti. Halime Kadın salı sabahı erkenden kalktı. Hamur yoğurup ekmek yaptı. «Oğlum taze ev ekmeğini çok sever. Bugün kesinlikle gelecek,» diyerek evin içinde oradan oraya koşuşturuyordu.
Tam fırından ekmekleri çıkarıyordu, kapı çalındı. Halime Kadın sevinçle fırın küreğini yere atıp, «Oğlum, oğlum!» diye bağırdı. Kapıya koştu, sürgüyü açarken yüreği göğsünden fırlayacakmış gibi çırpınıyordu. Karşısında yaşlı dilenciyi görünce, kanı beynine sıçradı. Öyle bir öfkelendi, öyle bir kızdı ki!...
Dilenci:
- Bir dilim yiyecek ekmek isteyecektim, diye boynunu büktü.
Halime Kadın çılgın gibi içeriye koştu. Fırından çıkan sıcak ekmeklerden birini ikiye böldü. Arasına biraz yağ sürdü. Yağın üstüne bir tutam fare zehiri ekti. «Bundan sonra bir daha kapımı çalamazsın!» diye homurdanarak kapıya gitti. Ekmeği dilenciye verdi.
Yaşlı adam sıcak ekmeğe pek sevindi. Halime Kadın’a dua ederek oradan ayrıldı.
Köyünün yolunu tuttu. Hava karlı ve soğuktu. Bir ayak önce köye ulaşmak için adımlarını sıklaştırdı. Kasabadan epey uzaklaşmıştı ki, karşısına bir asker çıktı. Birbirlerini selamladılar.
Asker:
- Biraz geride otobüs bozuldu. Yolcular onarılmasını bekliyorlar. Ben bir ayak önce evime ve beni özlemle bekleyen anama ulaşmak için onlardan ayrıldım. Epey yürüdüm. Karnım acıktı. Dizlerimin gücü kesildi deyince, dilenci torbasındaki taze ekmeği çıkardı:
- Sen vatan bekçisisin. Yiyeceğimi son lokmasına kadar sana vermekten sevinç duyarım. Al, bununla karnını doyur, dedi.
Açlıktan güçsüz düşen asker, hemen ekmeği yemeye girişti.
Ertesi sabah, güneş, doğarken Halime Kadın’ın kapısı çalındı. Halime Kadın, bu gelen oğlumdur. Dilenci bir daha gelmeyeceğine göre, diye aklından geçirerek coşkuyla kapıya koştu.
Gelen jandarmaydı. Acı haberi bir solukta Halime Kadın’a duyurdu.
- Oğlun, kasaba yolunda ölü bulundu. Neden öldüğünü henüz anlayamadık.
Sevgili okuyucularım, «Sıcak Ekmek» yüzlerce yıldan beri Anadolu’da anlatılıyor. Ben de öyküyü çocukluğumda yaşlı bir masal anasından dinlemiştim.
O her zaman bu öyküyü şöyle bir öğütle bitirirdi:
Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi, başkalarına yapmayın.

Vocabulary for the text

açlık - hunger
adımlarını sıklaştırmak - to quicken one’s pace
artmak - to increase, to grow
avutmak - to console, to comfort
baltalamak - to undermine, to sabotage (lit. to hack with an axe)
bekçi - watchman, guard
bencil - selfish, egoist
(-a, -e) bölmek - to divide into
coşku - enthusiasm, excitement
çılgın - crazy, mad
çırpınmak - to flutter, to beat rapidly (about a heart)
dan, den başka - except, other than
dilenci - beggar
dilim - slice, piece
dua etmek - to pray
dua - prayer
düğün - wedding
ekmek - to sprinkle, to sow
epey - quite, quite a bit, fairly
fare - mouse (fare zehiri - rat poison)
fırın - oven, bakery
fırlamak - to fly out, to jump out
gece gündüz - day and night
(-a, -y) girişmek - to start doing something, to undertake
gözlerini yola dikmek - to fix one’s eyes on the road
güç - strength, power
henüz - not yet (with a negative verb)
iyi yürekli - kind-hearted
karnım acıktı - I am hungry (lit. my stomach is hungry)
kasaba - town
kavuşturmak - to reunite, to bring together
kovmak - to chase away, to kick out
koyulmak - (+ dative) to set about doing something
kürek - shovel (here: baker's peel)
lokma - bite, morsel
masal - fairy tale
öfke - anger, rage
öğüt - advice, counsel
ölüm - death
özlem - longing, yearning
paylaşmak - to share (a feeling, etc.)
rastlamak - to come across, to meet
sürgü - bolt, latch
sürmek - to last, to continue; to spread (butter)
şen - cheerful, merry
tanrı - God
tanrı sevdiğine kavuştursun! - may God reunite you with your loved ones!
toz kondurmamak - to not let a speck of dust fall on someone, to overprotect
torba - bag, sack
tutam - pinch, handful
ulaşmak - to reach, to arrive at
uyku - sleep
yağ - butter, oil
yalnız kendi çıkarlarını gözetmek - to look after only one's own interests
yoksul - poor, destitute
yumuşamak - to soften
yürek - heart
zehir - poison

Questions on the text

  1. Halime Kadın neden «Kendinden Yana Halime» adında oldu?
  2. Halime nasıl bir kadındı?
  3. Çevresindekiler niçin Halime Kadını sevmiyorlardı?
  4. Çevresindekiler Halime Kadını seviyorlar mıydı?
  5. Ahmet nasıl bir çocuktu?
  6. Halime Kadın’ın en değerli varlığı neydi?
  7. Ahmet’in arkadaşları vardı mı?
  8. Ahmet nereye çağrıldı?
  9. Askerlikte kaç ay doldurulunca Ahmet eve gelecekti?
  10. Halime Kadın yardım sever bir kadın mıydı?
  11. Halime Kadın ne zaman yaşlı bir dilenciye rastladı?
  12. Yaşlı dilenci ne istedi?
  13. Halime Kadın neden adamı kovmadı?
  14. Dilenci sözlerini hangi duayla bitirdi?
  15. Halime Kadın dilenciye neler getirdi?
  16. Halime Kadın neden uykusuz kaldı?
  17. Halime Kadın fırından ekmekler çıkarken kapıya kim çaldı?
  18. Halime Kadın neden öfkelendi?
  19. Halime Kadın ekmeği dilenciye nasıl verdi?
  20. Dilenci kime rastladı?
  21. Asker neden yürüyerek gidiyordu?
  22. Dilenci askere ne verdi?
  23. Jandarma Halime Kadın nasıl bir haber duyurdu?