Learning Turkish from scratch!
Reading text 7

Kır gezisi – A trip to the countryside

Okullar kapanmak üzereydi. Kitaplar bitmiş, karneler hazırlanmıştı.
Öğretmen:
— Çocuklar, bu yıl hepiniz derslerine çok iyi çalıştınız. Gezip eğlenmeyi hak ettiniz. Yarın sizi kıra götüreceğim, dedi. Sınıftaki çocuklar, sevinç sesleri çıkarak birbirlerine sarıldılar.
Sabahleyin erkenden, okul bahçesine doluştular. Hepsi de ellerinde yiyecek çıkınlarıyla gelmişlerdi. Küme küme toplanmış, geziden söz ediyorlardı.
Hakkı:
— Dün Almanya’dan amcam geldi. Bana iki paket çikolata getirmiş, çıkınıma onları da koydum. Kırda yiyeceğim, diye böbürlendi.
Turan:
— Kıra varıncaya dek erir onlar, dedi.
Hakkı:
— Erimez, diye kesip attı. Turan arkadaşlarına iyilik yapmak istiyordu. Bu nedenle üsteledi:
— Erir. Git onları eve bırak. Geçen yaz göl kıyısına gitmiştik. Çıkınımda çikolata vardı. Eriyip bulamaç gibi oldu.
Hakkı:
— Bu iyi çikolatadır erimez, diyerek öfkeyle ayağını yere vurdu. O sırada öğretmen, bahçe kapısından içeriye giriyordu. Çocuklar tartışmayı kesip ona doğru koştular. Sevinç içinde hoplayıp, zıplayarak çevresinde toplandılar.
Öğretmen:
— Çocuklarım, bu gezide bazı kurallara uymanız gerekiyor: Yollarda sırayı bozmamalısınız. Gürültü etmek, sıradan çıkıp sokak satıcılarından alışveriş yapmak yok. Bunlar, bizi çevremize karşı küçük düşürücü davranışlardır... Kıra varınca sağa sola dağılmayıp yakınımda oynayın. Çöplerinizi yere atmayın. Çöp kabı varsa, oraya atacaksınız. Yoksa, sarıp sarmalar çıkınlarınıza koyarsınız. Haydi şimdi boy sırasına göre dizilin de çıkalım, dedi.
Kırlar yemyeşildi. Çocuklar çıkınlarını bir ağacın altına koyup oyuna giriştiler... Öğle olunca, gölgelik yerlere çekilip çıkınlarını açtılar. İstekle karınlarını doyurmaya koyuldular. Hepsinin yanakları, pembe pembe olmuştu. Gözleri ışıl ışıldı. Varlıklarından sevinç ve neşe fışkırıyordu. Sevgi dolu gözlerle, kendilerine bakan öğretmenlerine, sıcak sıcak gülümsüyorlardı. Çoğunun süt dişleri dökülmüştü. Öğretmen onları dişsiz hâlleriyle daha cana yakın buluyordu: Çocuklar çok sevindiler, iyi ki getirdim buraya, diye geçiriyordu içinden.
Bir ara ilerde Hakkı ile Turan’ın dövüşmekte olduklarını gördü. Telâşla yanlarına koştu:
— N’oluyor? Birbirinize neden saldırdınız?
İki çocuk soluk soluğa, birbirlerinden ayrıldılar. Hakkı öfkeyle söze başladı:
— Öğretmenim, yemek çıkınımda iki paket çikolatam vardı...
Turan atılıp Hakkı’nın sözünü kesti:
— Çikolata paketinin birini, sen çaldın diyor bana. Yemin ederim öğretmenim, ben çalmadım.
Hakkı:
— O çaldı öğretmenim. Gece yatarken, paketlerin ikisini de çıkının içine kendim yerleştirdim. Bir tanesi yok olmuş.
Turan:
— Çikolatayı çalmadım öğretmenim, diyerek içini çeke çeke ağlamaya başladı. Çocuklar yemeklerini bırakmış, kavgacıların çevresine toplanmışlardı.
Hakkı:
— Ona inanmayın öğretmenim. Biz oynarken o oyuna katılmadı. Ağacın altında yemek çıkınlarının yanında oturuyordu. Çikolatamı o sırada çaldı, dedi. Turan:
— Oyuna ayakkabım sıkıştığı için katılmadım. Ama kimsenin çıkınına elimi sürmedim, diye kendini savundu...
Öğretmen:
— Yeter! Herkes yerine gitsin, diye bağırdı. Turan’ın arkadaşlarının yanında küçük düşmesi onu üzmüştü. Çocuklar yerlerine döndüler. Turan durmadan ağlıyordu.
Öğretmen Hakkı’ya yaklaştı:
— Bence Turan çikolatayı çalmadı. Belki de bir yerlerde düşürdün.
Hakkı:
— Düşürmedim öğretmenim, diye direndi.
Turan ceplerini göstererek:
— Bakın, ceplerim bomboş, diye direndi. Sonra yemek çıkınını getirdi. İçindekileri boşalttı:
— İşte burada da yok... Başka nereme koyabilirim? diye hıçkırdı. Turan’ın yemek torbasında, iki dilim ekmekle beş altı tane zeytin ve bir yumurta vardı...
Öğretmen:
— Gördün ya! Çikolatanı çalmış olsaydı cebine ya da çıkınına koyacaktı. Kırda başka nereye saklayabilir? Haydi arkadaşından özür dile, diyerek Hakkı’yı tersledi. Hakkı, Turan’dan yarım ağızla özür dileyip yemek çıkınının başına oturdu. Turan olduğu yere çöküp başını ellerinin arasına aldı.
Öğretmen:
— Haydi Turan, sen de karnını doyur, diyerek oradan uzaklaştı.
Turan’ın boğazından bir lokma ekmek geçmiyordu. Herkesin içinde hırsız durumuna düşmek, onu çok üzmüştü. Bu olay nedeniyle öteki çocukların da neşeleri kaçtı. Öğretmen kırgın bir sesle:
— Yemek işi bitince, hemen çıkınlarınızı toplayın. Evlerimize dönelim, dedi. Çocuklar, erken dönüşün nedenini anlamışlardı. Hepsi de Hakkı’ya öfkeyle baktılar.
Hakkı eve varınca, annesi onu sevinçle karşıladı:
— Gezip eğlendin mi? Yüzüne renk gelmiş. Ne güzel olmuşsun! diyerek kucakladı... Hakkı neşesizdi. Annesi oğlunu üzgün görünce telâşlandı:
— Bir şey mi oldu oğlum? Neden üzgünsün? Hakkı:
— Arkadaşım Turan çikolatamı çaldı. Üstelik öğretmen, ona değil de bana kızdı diyerek yakındı.
Annesi:
— Üzülme oğlum, çaldıysa haram olsun. Bir paket çikolatan daha var. Dün gece, kır yemeklerini koyduğun çıkına baktım. Çikolata paketlerinin ikisini de almışsın.
Hakkı telaşla annesinin sözünü kesti:
— Evet aldım ama biri çalındı!
Annesi:
— Yanılıyorsun oğlum, hava sıcak, çikolataların yollarda erir, hem de fazlası mideni bozar, diye düşündüm. Çıkınındaki paketlerin birini alıp sakladım... dedi. Ve uzanıp raftaki paketi aldı. Oğlunun eline tutuşturdu.
Hakkı:
— Hiiii! diye irkilip «Demek Turan çalmamıştı.» diye söylendi. Çikolatayı öfkeyle parmaklarının arasında sıkıp ezdi. Sonra fırlatıp bir köşeye attı.

Vocabulary for the text

ara - distance, interval, gap
bırakmak - to leave, to drop
bomboş - completely empty
boşaltmak - to empty, to clear out
boy - height
bozmak - to break, to ruin, to spoil
bulamaç - mush, thick gruel
cana yakın - sweet, likable, friendly
cep - pocket
çalmak - to steal
çekilmek - (+ dative) to withdraw, to step aside
çıkın - bundle (of food), parcel
çikolata - chocolate
çökmek - to collapse, to slump down
çöp - garbage, trash
dağılmak - to scatter, to disperse
dek - until, up to
demek - to say, to mean
dilim - slice, piece
direnmek - to resist, to insist
dizilmek - to line up
dolaşmak - to wander, to walk around
dökülmek - to fall out (teeth), to spill
dönmek - to return
dönüş - return
dövüşmek - to fight
düşürmek - to drop
düşmek - to fall
düşürücü - degrading, humiliating
el sürmek - to touch, to lay a hand on
erimek - to melt
ezmek - to crush, to smash
fazla - extra, excess, too much
fırlatmak - to throw, to toss
fışkırmak - to gush out, to burst out
girişmek - to attempt, to start, to set about
göl - lake
göstermek - to show
götürmek - to take (someone somewhere)
gürültü etmek - to make noise
hak etmek - to deserve, to earn the right
hâl - state, condition
haram olsun! - may it bring you no good! / shame on you!
hıçkırmak - to sob, to hiccup
hırsız - thief
hoplayıp zıplamak - to jump and skip around
ışıl ışıl - sparkling, gleaming
iyilik yapmak - to do a favor, to do good
içinden geçirmek - to think to oneself
içini çekmek - to sigh
ilerde - ahead, up ahead
irkilmek - to startle, to flinch
kaçmak - to run away, to escape
karne - report card
karnı doymak - to satisfy one’s hunger, to be full
karnım doydu - I am full
karşılamak - to meet, to welcome
katılmak - (+ dative) to join, to participate
kavgacı - fighter, quarreler
kır - countryside, field
kırgın - offended, hurt, disappointed
koymak - to put, to place
kucaklamak - to hug, to embrace
kural - rule
küme - group, cluster
lokma - bite, morsel
mide - stomach
neşe - joy, cheerfulness
olay - event, incident
pembe - pink
raf - shelf
saklamak - to hide, to keep
sarılmak - to hug, to embrace
sarmak - to wrap
satıcı - seller, vendor
savunmak - to defend
ses çıkarmak - to make a sound
sevgi - love
sıkışmak - to pinch, to be tight (shoes)
sıkmak - to squeeze, to press
sıra - line, queue
söz etmek - (+ ablative) to talk about, to mention
süt dişleri - baby teeth
tartışmak - to argue, to discuss
torba - bag, sack
tutuşturmak - to thrust into (someone’s hand)
uymak - to comply, to follow (rules)
üstelemek - to insist
üzere - about to
üzmek - to upset, to sadden
yanak - cheek
yanılmak - to be mistaken, to be wrong
yarım ağızla - half-heartedly, reluctantly
yatmak - to lie down, to go to sleep
yerleştirmek - to place, to arrange
yeter! - enough!
zıplamak - to jump

Questions on the text

  1. Öğretmen çocukları nereye götürdü?
  2. Çocuklar ellerinde ne çıkınlarıyla gelmişlerdi?
  3. Hakkı çıkına neyi koydu?
  4. Hakkı için çikolata kim getirdi?
  5. Turan Hakkı’ya ne söyledi?
  6. Çocuklar bu gezide hangi kurallara uymalılar?
  7. Çocuklar çıkınlarını nereye koydular?
  8. Çocuklar ne zaman çıkınlarını açtılar?
  9. Çocuklar kıra gelince ne yapmaya giriştiler?
  10. Çocuklar nasıl görünüyorlardı?
  11. Öğretmen çocukları ne halliyle daha cana yakın buluyordu?
  12. Hakkı ile Turan niçin dövüştüler?
  13. Hakkı niçin Turan’ı suçlamalar yaptı?
  14. Hakkı ne ile Turanı suçladı?
  15. Turan neden oyuna katılmadı?
  16. Turan’ın yemek torbasında ne vardı?
  17. Hakkı Turan’dan özür diledi mi? Nasıl?
  18. Turan’ı neyi üzmüştü?
  19. Çocuklar neden Hakkı’ya öfkeyle baktılar?
  20. Hakkı eve varınca nasıl görünüyordu? O neden üzgündü?
  21. Hakkı’nın annesi nasıl onu teselli etti?
  22. Anne çikolataların paketlerin birini niçin sakladı?